Ben ölürsen şimdi kim ağlar peşim sıra…
(Zamana ve mekâna göre değişir belki ağlayanların çeşidi…)
15 yaşında bir lise öğrencisiyken ölseydim eğer,
Bütün okul ağlardı benim için. Birçoğu tanımasa da beni, öldüğüm gün hepsi cenazeme gelir, her biri mezarıma karanfiller bırakır ve bütün okul ertesi gün saygı duruşunda bulunurdu ve…
18 yaşında üniversitede okurken ölseydim eğer,
Sadece sınıfım ağlardı ardımdan, hepi topu elli beş kişi.
Otuzu cenazeme gelirdi, yirmisi karanfille uğurlardı beni belki de; ama sadece beşi ertesi gün bu acıyı unutmamış olurdu kesinlikle…
21 yaşında asker ocağında “şehit” olarak gitseydim eğer öbür tarafa,
Bütün vatan ağlardı peşim sıra. Devlet baba bile gelirdi cenazeme.
Özel bir cenaze arabam olurdu, bir güzel de merasim yapılırdı. Sonra devlet bile unuturdu adımı; çünkü vatana şehit düşmüş niceleri vardı, benden önce ve benden sonra da olacaktı, devlet benimle mi uğraşacaktı…
35 yaşında görevimin başında ve yolun tam ortasında göç edersem eğer diğer dünyaya,
Sadece bir gün ağlar meslektaşlarım ve arkadaşlarım mezarımın başında, “karanfil” bile getirmeden.
Bir hafta da öğrencilerim hüzünlenir teneffüs aralarında adımı anaraktan.
70 yaşında bir emekli kahvesinde hayatımın son baharındayken ebedi hayata intikal edersem eğer,
Üç beş ihtiyar ağlar kahvehanede, mezarıma bile gelmeden.
Onlarda sırf “sıra bize geldi” diyerekten kendileri için dökerler yapmacık gözyaşlarını ve yaptıkları tüm yanlışlar için tövbeye başlar her biri benim ölümümü umursamadan…
Ama ben şu anda 25 yaşındayım. Liseyi ve üniversiteyi bitirmiş, askere de gitmemiş, emekli de olmamışım henüz,
Öğretmenliğe ise yeni başlamışım…
25 yaşında ve şu anda bu günahlarımla ve bütün dertlerimle, herkese ve her şeye rağmen ölürsem eğer, kim ağlar peşim sıra: Bilemiyorum ama…
Ağlarsa “anam” ağlar,
Gerisi vokal yapar